Zeynep Çitil yazdı…
Soğuk havada hızlı nefes almaktan genzi öyle kurumuştu ki koşmayı bırakıp yavaşça yutkundu. Motor sesini duyup başını kaldırdığında duraktan hareket eden otobüsü gördü. Bir umut gözünü kısıp numarasını okumaya çalıştı. “Of! Evden çay içmeden çıksan ölürdün! Diğer otobüs 15 dakika sonra gelecek.” diye kendine kızıp durağa ağır adımlarla yürüdü.
Duraktaki bankta uzanırken gencin geldiğini görünce doğrulan yaşlı adam, “Günaydın delikanlı.” dediğinde, kabanının yakalarını kaldırıp ellerini cebine sokarken fütursuzca başını salladı. “Geç kaldım! Hoca derse almayacak yine. Bu sefer bırakacak kesin. Of! Of! Mahvoldum…” diye kendi kendine hayıflanıyordu. Bakışlarını yola çevirince gelen taksiyi gördü. “Hıh!” diyerek yola yaklaştı. Elini kaldırmaya yeltendiğinde birisinin koluna yapışmasıyla arkasını döndü ve yaşlı adamı itti. Taksi önlerinden geçip gidince, “Ne yapıyorsun be adam? Otobüsü kaçır, taksiyi kaçır. Ne yapayım ışınlanayım mı?” diyerek sinirle bağırdı. Düştüğü yerden kalkıp üstünü başını düzelten yaşlı adam, “Şimdi gidemezsin, seninle işimiz var.” dedi sakince. “Ne işi?” dedi genç, ellerini iki yana açıp. “Gel gel, otur.” dedi yaşlı adam bankın yan tarafına elini vurarak.
Yaşlı adamın çamurlu botlarından nasibini almış bankı şöyle bir süzen genç, “Eyvallah, iyiyim böyle.” dedi. Yaşlı adama bakıp, “Sabahın kör saati, nereden de denk geldik!” diye geçirdi içinden. “Soru soracak kişisi olmayanların muhatabı denk gelenlerdir.” dedi yaşlı adam. “Tövbe estağfurullah!” dedi genç şaşkınlıkla. “Estağfurullah mı? Muhatabını buldun yani?” dedi yaşlı adam hayret ederek. “Ne sorusu, ne muhatabı amca?” dedi genç. “Nasıl yani? Hiç sorun yok mu?” dedi yaşlı adam bunun üzerine. “Valla şuan sorum yok da sorunum var galiba.” dedi genç kısık sesle, bir taraftan da saatine bakarken.
Yaşlı adam oturduğu bankın yanındaki çuvalı kurcalamaya başladı. Ne çıkaracağına göz ucuyla bakan gence dönüp, “Her arayana nasip olmayan, bulanın da karşılığını veremediği bir şey vardı burada ama bulamadım şimdi.” dedi eliyle çuvalı yoklarken. “Bir de sen bak!” diyerek uzattı. Tereddütle alan genç, içine bakınca gülmeye başladı. “Amca bu boş, o aradığın neyse bulamazsın tabii.” dedi. “Göremiyor musun?” dedi yaşı adam kızarak, “Hep taşıyorum ben bunu. Ağır bu çuval, hem de çok ağır. Nasıl boş olsun?” diye de devam etti çuvalı bir hışımla alıp. “Neyin hamallığını yapıyorsan çok şanslısın amca, işin bayağı kolay.” dedi genç alaycı bir gülüşle. “Bilmem ki neyin hamalıyım ben.” dedi yaşlı adam kafasını hüzünle öne eğip. Sonra, “Peki senin sırtında ne var?” diye devam etti sözlerine. Genç başını çevirip sırtına bakmaya çalışırken, “Bir şey mi var?” dedi kaşlarını çatarak. Sonra güldü yaptığı harekete, “Kime ne soruyorum? Bende de var bir şeyler ama hayırlısı.” diye düşündü.
“Amca derdimiz olmuş derya, biz içinde boğuluyoruz. Bırak yükü, soruyu, aramayı, bulmayı gözünü seveyim. Hava zaten buz gibi, uğraşma benimle.” dedi bıkkınlıkla. Kabanını çıkarıp yere atarken, “Çok sıcak delikanlı!” dedi üstünde yalnızca ince bir gömlekle kalan yaşlı adam. Genç, “Ne sıcağı amca, kışın ortasındayız.” dedi hayretle. “Yangını görmüyor musun?” dedi yaşlı adam. “Neresi yanıyor onu bilmem ama kafanın dumanı üstünde amca. Az sonra soğuktan da çatlarsa hiç şaşırmam.” dedi genç gülerek. Yerdeki kabanı alıp, “Giy şunu, donacaksın. Zaten geç kaldım. Uğraştırma beni.” diyerek, sitemle yaşlı adama uzattı.
Kabanı kucağına alan yaşı adam banka yavaşça oturdu. “E bilmiyorsun tabii. Normal. Bilmiyorsun ki.” diye söylenmeye başladı. “Neyi bilmiyorum amca?” dedi genç. Yaşlı adam, “Bilse sormaz, bilmiyor işte. Bir gün öğrenecek ama. Bak onun da yükü var. İnsan ne taşıdığını öğrenmeden ölür mü hiç?” dedi yüzünde bir tebessümle. “Amca ne yükü? Yüküm müküm yok benim. Ölüm falan deme sabah sabah.” dedi genç yüzünü ekşitip. “Sence ölüm güzel midir delikanlı?” dedi yaşlı adam heyecanla kalkıp. “Nereden bileyim amca, tecrübe etmedim hiç.” dedi genç otobüsün hala neden gelmediğini sorgularken.
O anda sokağın başında belirdiğini gördü. “Oh nihayet!” diyerek gelen otobüse yöneldi. “İnsan esirgendiği her şeyden yoksun olduğunu zanneder delikanlı!” diye bağırdı yaşlı adam arkasından. Genç, aldırmadan otobüse bindi. Oturduğunda durağa baktı. Kimse yoktu. “Allah Allah!” diyerek kaşlarını çattı ve “Umarım çok geç kalmam. Daha sabahtan başladı aksilikler.” diye geçirdi içinden. Birkaç dakika sonra otobüsün her zamankinden farklı bir yola saptığını fark etti. Şoför yolcuları şöyle bilgilendirdi: “Buzlanma sebebiyle bir zincirleme kaza olmuş. Bir otobüs ve bir taksi iki kamyonun arasında kalmış. O yüzden yol kapalı.”
…
İnsanız, terslik, aksilik, şanssızlık, musibet olarak nitelediklerimizin ardındaki hayrı somut olarak görmek; bu hikâyedeki gibi “İyi ki binememişim.” dediğimiz bir taksi, “İyi ki kaçırmışım.” dediğimiz bir otobüs olsun isteriz. Tüm bunlar olurken hayatın bize; sunduklarını görmeyiz, sorduklarını duymayız, hakikatini düşünmeyiz, yüklediklerini fark etmeyiz…
Ve hayır, kazaya karışanlar, gencin kaçırdığı otobüs, yaşlı adam engellediği için binemediği taksi değildi. Ama olabilirdi değil mi?





Yorum bırakın