Gupsıse Mektebi’nin haftalık toplantılarında incelediğimiz “Batıya Doğru Akan Nehir” belgeselinden notlar bölümler halinde paylaşılacaktır.


Abdulkadir Arslan yazdı…

Bu belgesel; daha çok Türkiye – Mezopotamya bölgelerini ele alıyor, yaşadığımız coğrafyanın tarihini, farklı yönleriyle öğrenme imkanı sunuyor. Bu belgesel, zihin dünyamızı genişletecek yaşadığımız topraklara bakışımıza yeni bir anlam ekleyecektir.

4. BÖLÜM

“Üç semavi din Hz. İbrahim’in dinlerinin kurucusu olarak kabul eder.” ifadesi belgeselde geçiyor. İslam’ı, yani hanif dinini, Müslümanlar Hz. Adem’in inandığı din olarak kabul eder. Muhtemel ki Yahudi ve Hristiyanlar da dinlerini Hz. Adem’e kadar dayandırıyordur.  Eğer onlar için de durum aynıysa belgeselde dinlerin kurucusu olarak Hz. İbrahim’e vurgu yapılmasının sebebi nedir? Bu üç din gerçekten böyle bir inanç içerisinde mi? Yoksa bu sadece oryantalistlerin bir kurgusu mu? Bu sorulara belki şöyle bir cevap verilebilir ve sarf edilen cümle şu bağlamda mantıklı bir zemine oturabilir: “Üç dinde biz Hz. İbrahim’in takipçisiyiz. Size ne oluyor?” diye düşünüyor olabilirler. Dolayısıyla bu dışarıdan bir gözlemci tarafından Hz. İbrahim’in bu üç dinin kurucusu olarak nitelendirilecek kadar önemli bir şahsiyet olarak görünmüş olabilir. Belgeselde Kubbetüssahra ayakta kalan en eski İslamî yapı olarak nitelendiriliyor. Musevi ve Hristiyan inancı aksine İslamiyet, Hz. İbrahim’in tek tanrı inancına kendisinin eriştiğini kabul eder. “Musevilerin Yaratılış kitabında, tanrı kendini hiçbir zaman tek tanrı olarak buyurmaz. Musevi düşünce sisteminde monoteizm yavaş yavaş gelişir.”  Belgeselin bu bölümünde bu iki cümle geçiyor. Aynı zamanda “Hz. Musa’ya verilen on emirden ilki: Karşımda başka tanrı olmayacak.” Bu cümle de aktarılıyor. Bu birbiri ile çeliştiği görülen iki ifade belki şu şekilde anlaşılabilir: Museviliğin ilk emirlerinden birisi zaten monoteizmdi ancak   Museviler monoteizmi yavaş yavaş kabul etmişlerdi. İsrailliler Kenan topraklarına geldikten sonra Kenanlıların tanrıçasına ve diğer tanrılarına da taptı.

Yaşea adlı bir peygamber tek ilahın ilk geniş tanımını yaptı: “Aydınlığın ve karanlığın; gündüzün ve gecenin tanrısıyım.” Tek tanrı inancının yaygınlık kazanmasını Babillerin, Yahudilere karşı galibiyet kazanmasına ve oradan hareketle Yahudilerin diğer tanrıları bırakıp tek olan ilaha tapmalarıyla sağlandığını söylüyorlar. Yahudilik dünya üzerinde zaten yayılmadı. Dünya üzerinde tek tanrı inancı bozulmuş olan Hıristiyanlık ve İslamiyet yaygınlaştı. Dolayısıyla tek tanrı inancı bu şekilde yaygınlaşmaya başlamış olamaz. İnsanların kabulü ile vaaz edilen dinin gerçeklerini birbirinden ayırmak lazımdır. Paul (Pavlus), Hz. İsa’nın fikirlerini (Belgeselde fikir olarak nitelendirilmiş “din-öğreti” gibi kavramlar olurdu.) yaygınlaştırdı ve din oluştu. İsrailoğullarına gelen bu dine, Yahudi olmayanlar da girebiliyordu.

5. BÖLÜM

Bu bölümde genel olarak Arapların Hz. Muhammed’den önce kurduğu iki krallıktan bahsediliyor: Petra ve Palmira krallıkları.Bu kısa vadeli iki krallığın tarihini özetleyecek olursak: Petra, ticaret yolu üzerinde bir krallıktır. Romalılar ticaret yolunu değiştirmesi, bu krallığın zenginliklerinin kaybolup tükenmesine zemin hazırlamıştır.

Palmira, Roma’ya meydan okuyacak kadar büyümüş ancak hem imparatorlukları kısa sürmüş hem Roma tarafından yok edilmiştir. Palmira’nın mimarisi Doğu-Batı sentezi yapılmış, gelişmiş bir mimaridir. Mimaride Batı etkisi mevcut ama Doğu’ya dair geometrik şekiller vardır.  Kalıntı halinde eserleri de günümüze ulaşmıştır.

Sonuç olarak; Hz. Muhammed öncesinde tarih boyunca Araplar ciddi bir birlik oluşturamamış dünyaya etki eden bir devlet, medeniyet kuramamışlardır.

6. BÖLÜM

Emevîlerden bahsederken Hz. Muhammed tarafından seçilen halifelik hanedanı ifadesini kullanılıyor. Bu, belgeselin kalitesine yakışmayan bir hatadır. Sanıyorum hiçbir tarih kitabında böyle bir bilgi göremeyiz.  

Hz. Ömer’in Kudüs’te kilisenin bulunduğu yerde namaz kılmaması insan doğasını ne kadar iyi bildiğini gösterir ki namaz kıldığı yerin mescit yapılması buna delildir. Buradan yöneticilerin, takip edilen kişilerin “İnsanlar ben bunu yaparsam nasıl bir tavır takınır?” diye düşünmesi gerektiği sonucunu çıkarabiliriz ki sünnetin inşa edildiği temel de bu gibi duruyor. Davranışları insanlara dayatmaktansa, insanı bilerek, insanların davranışlarını tahmin ederek ona göre davranmak, iyi bir yöneticinin hasletlerindendir.

Yorum bırakın

Popüler