Gupsıse Mektebi’nin haftalık toplantılarında incelediğimiz “Batıya Doğru Akan Nehir” belgeselinden notlar bölümler halinde paylaşılacaktır.


Abdulkadir Arslan yazdı…

Bu belgesel; daha çok Türkiye – Mezopotamya bölgelerini ele alıyor, yaşadığımız coğrafyanın tarihini, farklı yönleriyle öğrenme imkanı sunuyor. Bu belgesel, zihin dünyamızı genişletecek yaşadığımız topraklara bakışımıza yeni bir anlam ekleyecektir.

10. BÖLÜM: “HAÇLI SEFERLERİ”

Bu bölümde Haçlı Seferleri’nin Müslümanlar ve Hristiyanlar arasında oluşturduğu etkileşime dikkat çekildi.  Haçlı Seferleri, yıkıcı etkisinin yanı sıra Doğu ile Batı’nın birbirini tanımasına ve Doğu’daki bilgi birikiminin Batı’ya taşınmasına vesile olmuştur.  


Aklımıza takılan soru:  

Müslümanlar ve Hıristiyanlar zaten etkileşim içindeydi. Endülüs Emevîleri buna bir örnektir. Hıristiyanlar neden Endülüs Emevîlerini kıtalarından çıkarmak için uğraşmadılar da binlerce kilometre ötedeki Kudüs için bir hareket başlattılar? Endülüs Emevileri Haçlı hareketini durdurmak için neden bilinen meşhur bir harekat düzenlemediler?  Said Başer’in bu konu hakkındaki fikri şöyle: “Türkler, hiyerarşik yapısı olmayan yeni bir anlayış ile geliyordu. Bu anlayış Avrupa’daki yapıyı darmaduman edebilirdi. Haçlılar bu durum ile karşılaşmamak için bir hareket başlattılar.” Bu soruya verilmiş cevapları iyice araştırmak lazım. 


Haçlı Seferleri’ni oluşturan bu yeni Hristiyan ideolojisi Kuzeybatı’dan doğdu ve Doğu farklı bir Hıristiyan tipi ile karşılaşmış oldu. Selçuklu medreselerinde yüzlerce hukuk mezhebi dörde (Hanefi, Şafi, Maliki, Hanbeli), binlerce teolojik görüşü ikiye indirdi (Maturudi-Eşari). Dolayısıyla Selçuklular İslam dünyasında entelektüel bir birlik yarattı.  Selçuklu’nun Kudüs’ü fethetmesiyle Papa, Hıristiyanları organize ederek kutsal savaşa teşvik etti. Avrupa’nın çeşitli yerlerinden 60 bin kişilik ordu toplandı. Müslümanlar hepsini “Frenk” olarak adlandırmıştı. Kudüs istila edildi. Müslüman ve Yahudi halklar kılıçtan geçirildi. 70 bini aşkın insan katledildi. Hıristiyan Kudüs krallığı 200 yıl ayakta kaldı.  Selahattin’in zaferi ile Kudüs tekrardan Müslümanların oldu. Şehirde İslami anıtlar inşa edildi. Hıristiyanların inşa ettiği yapılar da az değişikliklerle medreselere çevrildi.  Haçlı Seferleri sonrasında Müslüman ilim adamlarının tıp, kimya gibi alanlardaki çalışmalarının Batıya taşındığına dair örnekler getirildi.  “Haçlıların Doğu’dan aldığı ilham ile Avrupa Rönesans’ını hızlandırdığına dair hiçbir şüphe yoktur.” Son not olarak şunu söyleyebiliriz: Haçlı Seferleri’ni yapanların niyetinde iyilik yoktu ama bu seferler Batı için olumlu etkiler doğurdu.

11. BÖLÜM:  “VE NEHİR BATIYA ULAŞIR”

Atina Okulu Tablosu Rönesans’ın Batı gözünden özetidir:  Resmin ortasındaki Platon, Leonardo Da Vinci’nin yüzünü taşır. Michelangelo, Herakleitos kılığındadır. Anlatılmak istenen Yunan uygarlığının doğrudan Rönesans’a taşındığıdır. Bu tabloda bile meselenin özüne dair bir ipucu yakalanabilir. O da:  Tablonun sol altındaki sarıklı kişi: İbn Rüşd. İbn Rüşd’ü es geçemiyorlar çünkü metinlerinde çok fazla yer alıyor. Avrupa’da Aristo gibi fikir adamlarının sadece isimleri vardı kitapları yoktu. Arapça kitaplar olmasaydı filozoflardan bir haberlerdi.

Suriye-Halep’te Emevî Camii’nin avlusundaki Avrupa orta çağını yaşarken yapılan, gelişmiş bir güneş saatinde şöyle yazıyor:  “Oku! Ve insanoğluna önceden bilmediği şeyleri anlatan, kalemiyle öğretenleri koru.” Belgesel içeriğinde okunan cümle yanlış tercüme ediliyor. Halbuki belgeseldeki kişi Alak suresinden şu iki ayeti güneş saati üzerinden okudu:  “Oku! Kalemle (yazmayı) öğreten Rabbin sonsuz kerem sahibidir. O, insana bilmediklerini öğretti.” Bu, dinin okumaya teşvik ettiğini ve okumanın bilimsel sorgulamaya yol açan dini bir vecibe olduğunu gözler önüne seriyor.

Avrupa’da en çok kitap içeren katedral 100 kadar kitap içermekteydi. Bu kitaplar ise İncil ve erken dönem İncil yazarlarının kitaplarıydı. Aynı zamanda Kurtuba’daki kütüphane ise 80.000 kitap içermekteydi. Bu bir uçurum demekti.

Haçlı Seferleri’ne keşif amaçlı katılan kişiler de vardı. Bunlardan biri İngiliz Adelard’dı. “Usturlap” denilen hem pusula hem hesap makinesi olan cihazı Avrupa’ya taşıdı ve nasıl kullanıldığını içeren bir kitapçık yazdı. Eve döndüğünde ise Arap bilgi birikimi (Belgeselde Arap deniyor ama Müslüman daha doğru bir tabir olabilir.) gözlemlerini kitaplaştırdı.

Toledo Müslümanlardan geri alındıktan sonra Arapça eserler Latince ve İbranice’ye tercüme edilmeye başlandı. Bugün hala ayakta olan Toledo Tercüme Okulu böylece kurulmuştu. Katedraller matematik bilimini temsil edecek şekilde yapılmaya başlandı. Müslümanlardan etkilenilerek Avrupa’da üniversiteler kurulmaya başlandı.

Nehir, sadece Batı’ya doğru değil Doğu’ya doğru da akıyordu. Cengizhan ve Moğollar tarafından yıkılan şehirlerin yerine yeni ve muhteşem şehirler kuruluyordu.

12. BÖLÜM: “GÜNEŞİN DOĞDUĞU YER”

10.yy’den sonra yeni bir bölge Müslüman dünyasının erime potası haline geldi. Maveraünnehir: İslam tarihinin zirvesinin ve en dip noktasının tanığı. Cengiz han tarafından tamamen yıkılmış ama sonrasında eşi görülmemiş bir doruğa ulaşmış bölgedir.

İslam topraklarının Doğu’daki bitiş noktası diyebileceğimiz Maveraünnehir’den İpekyolu da geçerdi.

Buhara, İslam dünyasının entelektüel başkenti haline geldi. Mimari ve sanatta burada zirveye ulaştı.

12.yy’ye girerken Buhara için 4 yüz yıllık üstün bir tarihten söz edilebilirdi. 1220 yılında şehrin ufkunda görülen ticaret kervanı değil, Cengizhan’ın ordusuydu. Şehrin teslim olmasını teklif etti. Geleneğine göre, teslim olan şehri affederdi. Savaşırlarsa tüm şehri yakar yıkar, içindeki herkesi de öldürürdü. Buhara şehri savaşı kaybedince halk şehrin dışına çıkarıldı. Bazı kaynaklara göre 3 milyon kişi öldürüldü. Şehirdeki serveti topladı, kale ve minare haricinde her şeyi yakıp yıktı. Cengizhan’a direnen her şehir aynı kaderi paylaştı.

Cengizhan öldükten ve 4 oğlu, 4 ayrı hanedanlık kurduktan belirli bir süre sonra Moğollar yerel halkla bütünleşerek İslamiyet’i kabul etmeye başladı. İsfahan’daki Cuma Camii bunun bir göstergesidir. Bu asıl gücün insan, asker gücü değil; dönüştürebilen kültürel zihin gücü olduğunun en büyük kanıtıdır.

Bu dört hanedanlıktan biri olan Çağatay Hanedanlığı’nda 1330 yılında Timur doğmuştu. Cengizhan’ın kanından gelmediği için Moğolistan’ı yönetme hakkına sahip değildi. Askeri ve politik yetenekleri ile bu engeli aşarak 30 yaşına geldiğinde yerel yönetimi aldı. Cengizhan ve Büyük İskender’in fethedemediği Delhi’yi ele geçirebildi.

Zapt ettiği şehirlerdeki insanları öldürmekten çekinmeyen Timur, ilim ehline saygı duyardı, onları dinlerdi. Tasavvuf ehliydi. İslam tarihi, felsefesi ve bilimiyle de ilgiliydi.

Emir Timur, Maveraünnehir’de güçlü bir şehir kurmaya çalıştı: Semerkant. İslam dünyasının gördüğü en büyük şehirlerden birisi haline geldi. Dini konuların yanı sıra; astronomi, matematik gibi konularda eğitimlerin de verileceği medreseler kuruldu.

Yorum bırakın

Popüler