Gupsıse Mektebi’nin haftalık toplantılarında incelediğimiz “Batıya Doğru Akan Nehir” belgeselinden notlar bölümler halinde paylaşılacaktır.


Abdulkadir Arslan yazdı…

Bu belgesel; daha çok Türkiye – Mezopotamya bölgelerini ele alıyor, yaşadığımız coğrafyanın tarihini, farklı yönleriyle öğrenme imkanı sunuyor. Bu belgesel, zihin dünyamızı genişletecek yaşadığımız topraklara bakışımıza yeni bir anlam ekleyecektir.

13. BÖLÜM: “BABÜRLER”

Babür Hükümdarlığı’nın kralı Babür, Orta Asya’dan Cengizhan ve Timur’un yetiştiği topraklardan Hindistan’a geldi ve 21 Nisan 1526 yılında Banipat Savaşı’nda Delhi sultanı Banipat ile mücadele etti. Düşmanı yok ettiği bu savaşın ardından imparator haline geldi.

Babür: Kaplan

Babürname: Babür’ün otobiyografisi.

Babürname’den: “Hindistan cazip olmayan bir ülke. İnsanların görünüşü kötü. Sosyal ilişki hiç yok. Birbirilerini ziyaret bile etmiyorlar. El sanatlarında bir simetri ve düzen yok.”

Ekber Şah:
Babürleri Babürler yapan kraldır. Ülkesinin topraklarının hacmini 3 milyon kilometre kareye kadar yükseltmiştir.

Ekber Şah yeni bir başkent kurar; Fetihpur (zafer), Sikri (şükür), Fatehpur-Sikri.

Belgeselde sufilerin mezarlarının olduğu yerde ilahi söyleyerek eğlenen karışık bir ortam gösterildi. Belgeseldeki uzman bu ortamı şöyle tasvir etti:  “Tasavvuf aracılığıyla halkın dini ve İslam arasında bir bağ kurulmuş oldu. Burada her kesimden insana hitap eden bir şeyler var. Tasavvuf Babürlerin en büyük yardımcısıydı. Bence uzun süre hüküm sahibi olmalarında tasavvufun etkisi büyüktü.”

Ekber Şah tüm dinlerden bilgeleri huzurunda toplayarak fikir alışverişleri yaptı. Neticesinde tüm dinlere eşit uzaklıkta davranması gerektiğine karar verdi ve cizye vergisini kaldırdı. Entegrasyona çok önem veriyorlardı. Farsça, Türkçe ve Hintçe karışımdan oluşan yeni bir dil yayılmaya başladı: Urduca. Ekber Şah’ın torunu Şah Cihan’ın yönetiminde Babürler altın çağını yaşadı. Babür ihtişamını önceden görülmemiş bir doruk noktasına çıkardı.  Onun zamanında Hollanda’dan gelen iki turist: “Soylular inanılmaz bir müsriflik ve bin bir türlü zevk içinde yaşıyorlar.”

Şah Cihan; eşi, gözdesi Mümtaz Mahal’ın vefatı ardından ölümsüz aşkının göstergesi olarak Taç Mahal’i inşa ettirdi.

Her zirve noktasından sonra düşüş başlar; Taç Mahal’in ardından Babürler de gerilemeye başladı. Şah Cihan oğlu tarafından tahttan indirildi ve Taç Mahal’i görecek şekilde küçük bir odaya hapsedildi. Efsaneye göre Şah Cihan, Tac Mahal’i izlerken öldü. Şah Cihan öldükten 150 yıl sonra Babür İmparatorluğu sona erdi.

14. BÖLÜM: “OSMANLI’NIN KURULUŞU”

Moğolların ardından Anadolu’da ayrı ayrı Türk beylikleri kuruldu.  

Aydınoğlu Mehmet Bey bu beylerden biriydi. Ege Bölgesi’ni bir Türk yurdu haline getirdi. İslam coğrafyasının çeşitli bölgelerinden alimleri beyliğine getirerek, beyliğini bir ilim yurdu haline getirdi. Bu medreselerde devrin en önemli eserleri Türkçe’ye tercüme edildi. Meşhur gezgin İbn-i Batuta Aydınoğulları’nın yerleşim yerlerinden olan Birgi’yi ziyaret edip seyahat defterine Aydınoğulları’nın bilginlere çok değer verdiğini anlatmıştır. Aydınoğulları’nda durum böyleyken bir yandan da tarihin en büyük imparatorlukların biri doğuyordu: Osmanlılar.

Osmanlı iki fikrin temsiliydi: Türklerin yerleşik hayata geçmesi ve dünya hakimiyeti isteği. Bursa’nın ticaret yolları üzerinde bulunması Osmanlı’yı doğal olarak finanse etmişti. Kısa süre içerisinde Osmanlı başkentini Edirne’ye yani Avrupa’ya taşımış ve Konstantinopolis’i çevrelemişti. 600 kilogramlık toplarla dövülen surlar saldırılara dayanamadı ve 29 Mayıs 1453 günü fetih günü oldu. Sultan Mehmed, fethin sembolü olarak Ayasofya’yı camiye çevirdi. Fethin ardından, şehre; camiler, medreseler, hanlar kurduran Sultan Mehmed bununla da yetinmeyip şehrin ticari gücünü artıracak politikalar yürüttü. Kapalı pazarı kurdurttu. Bugün hala dünyanın en büyük pazarıdır (2014). Harem de bir eğitim merkeziydi. Haremde yetişen hanımlar, sarayda yetişmiş erkeklerle evleniyorlardı. Haremde yetişenlerin bazıları sultanların çocuklarını doğuruyor ve veliahtların anneleri ve eğitmenleri haline geliyorlardı.

15. BÖLÜM: “OSMANLI BARIŞI”

Osmanlı’da azınlıkların ve Osmanlıların bir arada huzurlu bir şekilde yaşayabilmelerini sağlayan siyasi adımlardan bahsedildi. Bunun yanı sıra Osmanlı’nın askeri, siyasi, ticari, mimari başarılarına değinildi.  

Mimar Sinan’ın camisini inceleyen mimar: “İnanılmaz bir şey iki yönden: Bir, inançlı bir insan olarak, iki, mimar olarak.”

Millet Sistemi altındaki azınlık gruplara, kurallara uydukları sürece sosyal ve dini özgürlükler tanınmıştı. Millet Sistemi sosyal bir uyum sağladı ve imparatorluğu bu anlamda geliştirdi.  Venedik ve Bursa arasında deniz ticareti aktifti. Venedik’te Türk tüccarların özel limanı vardı. Sultan Süleyman anlaşmalarla korsanları amiraller haline dönüştürdü. Bu amirallerin en önemlisi Barbaros Hayreddin Paşa’ydı.  1571’de kaybedilen İnebahtı Deniz Muharebesi Osmanlıların ihtişamlı dönemlerindeki en büyük deniz mağlubiyeti olarak kabul edilir. Osmanlı bu savaşta, Haçlı donanmasının 4 katı gemi ve 2 katı asker kaybetmiştir. Osmanlılar filolarını 1 yıl içinde tekrardan inşa etmiştir. Bu yüzden İnebahtı, Osmanlı’nın deniz hakimiyetinin sonu olmaktan uzaktır.


“Avrupa kimliği biraz Türklere taraf, biraz Türklere karşı inşa edilmiş bir kimliktir.” ~ İhsan Fazlıoğlu


Osmanlıların Doğu’daki en önemli şehirlerinden birisi de Şam’dı.

“Hacılara ne kadar iyi davranırsan halk tarafından Hükümdar kabul edilmen o kadar kolay olur.”

Sultan Süleyman’ın ardında büyük bir eser bırakmak adına Mimar Sinan’a yaptırdığı Süleymaniye Cami Osmanlı’nın doruk noktasıdır.  Karmaşık geometrik şekillerin uyumu, Mimar Sinan’ın birleşik bir alan yaratmak için hayatı boyunca gösterdiği çabanın neticesidir.

Yorum bırakın

Popüler