Nezer Hamit Yüksel yazdı…
Bu çalışma, 12. asırdan günümüze Çerkes/Adıgelerin İslamlaşmasının xeky ve xexeste yaşayan Çerkeslerin yaşam pratikleri ve düşünce dünyalarında nasıl yer aldığı ve bunun Çerkes din adamı tipolojisinde Zahid-El Kevseri (1879-1952), Adamey Hafiz Ali (1891-1976), Kip Selahaddin (1930-2013) ve Cevdet Said (1931-2022) gibi şahsiyetlerin izleğinde günümüze kadarki sürecin linguistik, sosyolojik, sosyo-politik ve sosyo-ekonomik yönleri ile ele alınması çabasına yoğunlaşmaktadır. Ayrıca çalışmada Çerkeslerin İslamlaşmasının, yani Müslümanlığın onların toplumsal yapılarında oluşturduğu değişim, dönüşüm ile yansımalarının ne gibi sonuçlar doğurduğu, günümüze nasıl ulaştığına da değinilecektir.
Çerkeslerin Çerkesya’da İslam dini ile ilk temasları Hz. Osman döneminde olmuş XII. asırda da kısmî olarak Müslümanlaşmaları gerçekleşmiştir[1]. Ancak en yoğun Müslümanlaşma XVI. asrın son çeyreğinde Anapa Kalesi’ne gönderilen Ferah Ali Paşa’nın kişisel gayretleri ile Abzeh ve Şapsığ’larda yoğunluk kazanmıştır.[2] Çerkeslerin Müslümanlaşması akabinde kısa sürede kendi din adamlarını yetiştirmeye de başlamışlardır. Toplumsal din algısının inşasında iki ayrı kaynaktan beslenilmiştir. Bunlar Mısır’daki El-Ezher Üniversitesi ve İslam’ı kabul eden komşu ülkelerdeki dînî eğitim kurumlarıdır. Ancak xeky ve xexesteki Çerkesler daha çok 1250’den II. Dünya Savaşı’na kadar El-Ezher’e din âlimi yetiştirme amaçlı sürekli öğrenci göndermişlerdir.
El-Ezher’i[3] yani Mısır’ı tercih etmelerinin nedeni, dönemin ve günümüzün en büyük din eğitimi kurumu olmasının yanı sıra, Çerkeslerin Mısır-Memlük’te kurduğu devletlerin sultanlıkları olarak 250 yıl, derebey yönetimleri olarak da 500 yıl olmak üzere 750 yıllık hükümranlıklarıdır.[4] Bu dönemde Çerkeslerin bilim ve eğitime verdikleri önemin nişanesine bir örnek olarak, 1384 yılında Memlük sultanı el-Melikü’z-Zâhir Berkuk’un Berkukiye Medresesine “Veliyyuddin” unvanı verdiği İbn Haldun’u atamasını ve İbn Haldun’un o kurumda 24 yıl görev yapmasını[5] gösterebiliriz.
Ayrıca El-Ezher’deki dînî eğitim; -günümüzde birçok İslam ülkesinin ya da ülkesinde yoğun Müslüman nüfusa sahip ülkelerin yaptığı gibi – salt bir ulus, halk ya da dilin kültürel eğilimini diğer İslam’ı seçmiş halk, toplum ya da ülkelere dayatma tarzında değildi. Zira El-Ezher’deki anlayış; dünya üzerindeki diğer halk ve milliyetlerin kendi norm, değer, davranış, düşünüş tarzlarına hassasiyetle yaklaşarak, onları bir zenginlik olarak kabul etmekteydi. El-Ezher’deki dînî eğitim-öğretim sistemindeki bireyin kendi yerel; kültür, dil, gelenek-görenek ve norm değerlerine yabancılaşması söz konusu değildi. Tersine onlarla İslam arasında oydaşma sağlayabileceği bir düşünsel dünya kurmaya hazır halde yetişmesi mümkündü. El-Ezher Üniversitesi Şeriat Fakültesi başka ülkelerden gelen öğrencilere hoca tayin ve taksiminde söz konusu öğrencinin kendi milliyetinden, kendi ülkelerinden gelmiş hocaların eğitim vermesini sağlayan bir öğretim kadrosuna sahipti. Böylelikle El-Ezher’e gelen Boşnak öğrencinin, Boşnak hocadan, Kürt öğrencinin Kürt hocadan, Çerkes öğrencinin de Çerkes hocadan eğitim alabilmesi söz konusuydu. Böylelikle El-Ezher’de yetişen bir din âlimi kendi gelenekleriyle barışık ve oydaşık halde eğitim almaktaydı.
Çerkeslerden bu özelliği içselleştirmeyen çok az öğrenci çıkmıştır. Çalışmamıza konu ettiğimiz Çerkes din adamlarının Kip Selahaddin dışındaki diğer üçü, El-Ezher’de eğitim görmüş, Kip Selahaddin de El-Ezher mezunu, o ekolden gelen Uzunyaylalı hocalar tarafından yetiştirilmiştir.
İslamlaşma yani Müslümanlık, Çerkeslere bir taraftan daha Çerkesya’daki yaşama, barınma imkânlarını yok edecek Rus’ların vahşi askerî uygulamalarına bahane kapıları aralarken diğer taraftan Osmanlı’ya sürgünleri sonrasında da, iskân edildikleri coğrafyalarda sahip oldukları Çerkesce (dil), habze-gelenek, görenek, kültürel pratikler ile bunların gelecek nesillere aktarımında, süreğenliğinde avantaj ve dezavantajlar getirdiği görülmektedir. Bir başka ifade ile Çerkeslerin Müslümanlaşması, onların, o dönemki dünya sahnesinde Osmanlı İmparatorluğu’nun konumu, Osmanlı’nın Rusya, İngiltere ve diğer egemen ülkeler arasında yaşadığı askerî, siyasî, ekonomik, sosyal ve politik sorunlar ve arazlardan doğan ve doğacak sorunların da direkt muhatabı, faturasını ödeyecek halklardan biri olmasını sağlamıştır. Dahası Çerkeslerin gelecekte maruz bırakılacakları demografik, coğrafik felaketler, sürgün, soykırım ve zorla yerinden edilmeyi de gerektirecek tarihsel trajik süreç içerisinde Osmanlı-Rus-İngiliz üçgeninde biçilen “kurban” rolünü de belirgin kılmıştır.[6]
Çerkeslerdeki Çerkes/Adıge habzesinin (Адыгэ хабзэ) gücü ve onun kontrol ve denetimindeki toplumsal tabakalaşması, bu tabakalaşmanın oluşturduğu ahenk içerisindeki yönetim biçiminden kaynaklanan güçle onların asırlarca ayakta kalmalarını, sosyal, ekonomik, ticarî, politik ve kültürel açıdan gelişimlerinin önünü açan, onları askerî açıdan güçlü ve dirençli kılarak yine asırlarca diğer halk ve ülkelerden gelen saldırı ve işgal girişimlerine karşı koruyan en büyük etkenlerden biridir. Çerkesler karşısında sürekli bozguna uğrayan Rus Çarları, Çerkesleri yenilmez kılan bu yapının Rusya lehinde tahribine yoğunlaşmışlardır. Tabii ki bu kolay olmamış, birkaç asır sürmüştür.
Dişek Muhamed’e göre[7] Rus Çarları sürekli Moskova’dan gezgin kılığında Çerkesya’yı, Çerkesleri analiz etmek için bilim insanları yollamışlardır. Bu yollananların çoğu Çerkesya’yı görüp Çerkesleri tanıdıktan sonra esas görevlerini bir kenara bırakarak Çerkesya’ya yerleşmeyi, onlardan biri olarak yaşamayı seçmişlerdir. İçlerinden bir kadın araştırmacıya göre, Çerkeslerin en güçlü yönleri; Адыгэ хабзэ’nin etkinliği, küçük birimlerden oluşan hareket kabiliyeti yüksek, Çarın düzenli ordularını sürekli hezimete uğratan askerî güç ve toplumsal tabakalaşmadaki ahenk ile bunun Çerkes toplumuna kattığı refah ve huzurdur.
Bu güçlü yönlerin bertaraf edilmesinde din ile oydaşma sağlayan хабзэ’nin üzerinde Rus Çarlarının çıkarlarını önceleyen dînî anlayışlar icat edilmiştir. Akabinde bu anlayışları yerleşik kılacak, halk nezdinde güçlü din adamlarının kendi taraflarına çekilmesi ve onların ikamesi sağlanmıştır. Aynı zamanda Çerkeslerin mevcut, sayıca az askerî güçlerinin birleştirilerek düzenli orduya dönüşmelerini sağlamak ve asimetrik güçlerin mücadelesinde Çerkeslerin her seferinde başarısız, Çar ordularının da başarılı olmasının mutlak kılınması söz konusu olmuştur. Çerkeslerin en çok yiğit/savaşçı kaybına yol açan ise; mevcut toplumsal tabakalaşmada tabakalar arası mücadeleler tesis ederek -Ferzepe, Bzeyiko gibi- iç çatışmalarda Çerkeslerin her açıdan zayıflamalarını sağlamak olmuştur.
Lansmanı çok farklı şekillerde yapılarak Soğuk Savaş döneminde, hakkında efsaneler üretilen ve halen kullanımda olan “Kafkas Kartalı” mottosu, o dönemki Rus Çarının projesidir. Dağıstan’da yerleşik olan Nakşibendilik ve Müridizm hareketi ile birlikte dönemin Rus Çarının kurguladığı Gazi Muhammed, Hamzat Bey ve Şeyh Şamil’in Kafkas-Rus Savaşında Çerkeslerin eklemlendiği bir projeydi bu. Adı geçen önderler sürekli Çerkeslerden ısrarla düzenli orduya geçmelerini istemişlerdir. Bu da Çerkeslerin aleyhinde, onların gelecekteki sosyal, kültürel, jeopolitik, jeo-stratejik ve politik yapılarının tahribi ile sonuçlanacak gelişmelere kapı aralamıştır. Öyle ki; Çerkeslerin yaşadığı demografik ve sosyo-kültürel soykırımın, anayurtlarından sürülmeleri ile adeta “taçlandırıldığı” kırktan fazla ülkeye “saçılmalarını” hızlandıran gelişmelerin tarihsel arka planında Osmanlı ve Ruslar lehine, Çerkeslerin Osmanlı tipi Müslümanlığa meyletmelerini sağlayan “Kafkas Kartalları”dır denebilir.
Çerkes din âlimlerini ele alırken yukarıda saydığımız tarihsel olguları göz önünde bulundurmak zorundayız. Aksi halde onları sağlıklı bir şekilde değerlendirmiş olmayız.
Bu çalışmada yazar, Zahid El-Kevseri’yi hakkında yazılan tezler üzerinden, Adamey Hafiz’i çocukluğunda görüp tanıması ve kendi kişisel araştırmaları ile Adamaey Hafiz hakkında yazılanlardan, Kip Selahaddin ve Cevdet Said ile söyleşme imkânı bulması yanında, yine onlar hakkında yazılan tezler ve makaleler üzerinden değerlendirecektir.
Muhammed Zahid El-Kevseri; xekyden sürgün edilen bir ailenin ferdi olarak Düzce’de 1879 yılında dünyaya gelmiş, İstanbul ve Mısır’da akademik yaşamını sürdürmüş, Türkiye’de 23, Mısır’da da 31 olmak üzere 54 eser kaleme almış önemli bir İslam âlimidir[8]. El-Kevseri’yi diğer âlimlerden ayıran en önemli vasıf; fıkhî meselelerde hadisleri ele alırken “aklîlîk”, “nedensellik” ve “ideal”den hareket etmesidir[9]. Yine ona göre ilim-din ilişkisinde bilimsel ilerleme beşerî hayat kurallarına göre olmalıdır.[10] El-Kevseri’nin bir diğer özelliği; zahîrî[11] ve bâtınî[12] ilimleri birlikte tahsil etmiş[13] olmasıdır. Bir diğer önemli vasfı da “sahip olunan İslâmî ya da pozitif bilimlerden hâsıl bilgi ve otoritenin geçim kaynağı ve dünyevî bir gayeye ulaşmak için basamak olarak görmemesidir ki bu da gençlere rol model olabilecek bir şahsiyet örneğidir[14]”.
Cevdet Said, xekyden sürgün edilerek Suriye’nin Golan tepelerinde, Acem Köyü’nde iskân edilen bir Çerkes ailede, 1931 yılında dünyaya geldi. Cevdet Said 12 eser geride bıraktı. Bunların çoğu Türkçeye çevrilerek yayımlandı. Cevdet Said’in İslâmî görüşlerini, “İslam” kelimesi yerine “Çerkes” kelimesi konduğunda aslında tespitlerinin sadece İslam dünyasını değil, mevcut günümüz Çerkeslerinin sorunlarını da tarif ettiği kolaylıkla görülebilir. Ona göre; “Son üç yüzyılda Çerkesler kullanılabilir, yönlendirilebilir ve yönetilebilir hale gelmişlerdir. Dünya Çerkeslerin isteklerini yerine getirmek için vardır ve bu gerçekleşmiyorsa egemenlerin suçu değil, biz Çerkeslerin hatasıdır”.[15] Said’e göre; “Çerkeslerin kendine gelebilmeleri Kur’an, sünnet ve Адыгэ хабзэ ile kuracakları oydaşmayı inşa edecek Çerkes toplumuna münhasır bir yaklaşımda bulunmalarıyla mümkündür”.[16] Yazarın Cevdet Said’le görüşmesinde tanık olduğu gibi Çerkesceyi çok güzel konuşabilen, Çerkes gibi düşünen, Çerkesce şiir duymaktan keyif alan, hoş sohbet, güzel bir insan figürüdür. Çerkeslerin toplumsal durumunu makro düzeyde ele alıp sorunlara çözüm bulabilen bir yaklaşımı vardır. “Geleneksel Çerkes yaşam pratiğinde hoşnut olmadığınız bir fiil var mı? Varsa nedir?” sorusuna; “Çerkes toplumunda mevcut olan “kız kaçırma“ fiiline istinaden, bir kızın ya da kadının kendi rızası dışında zorla, cebren kaçırılmasını onamadığını” cevabında belirtmiştir.
Cevdet Said İslam dinini konu itibarıyla; inanç esasları, ibadet esasları ve toplumlardaki sosyal ilişkiler olarak ele alır.[17] Cevdet Said’e göre; İslâmî tebliğ konusunda Müslümanların bulundukları toplum karşısındaki tutumları, Çerkeslerin Çerkes dili, kültürü ve Adıge olma durumu ile bunları genç nesillere aktarımında yaşadığı zafiyetlerle birebir benzerlik göstermektedir. Şöyle ki; bir grup, Çerkesliğini inkâr etmek, onu yok sayıp uzaklaşmak için düşünsel dünyasında onun önüne koyacak bir olgu arayıp bulmaya hazırdır. Bir diğer grup da “Bizim Çerkeslerden bir şey olmaz. Asimile olmaya, yok olmaya mahkûmuz.” diye, hiçbir şey yapmaksızın Çerkesler üzerindeki egemenlerin suyuna gitmeyi yeğlemişlerdir. Sonuncu grup ise; Çerkesliğe inanmış, benimsemiş, içselleştirmiş, Çerkesceyi biliyorsa onunla konuşan ve çevresine öğreten, bilmiyorsa öğrenme çabasında olandır. [18] Cevdet Said’in günümüz Çerkeslerinin rol model olarak alabilecekleri özelliklerinden biri de “sivil itaatsizliğidir”. Diğeri de dünyalık biriktirmekten çok, onuru ve haysiyetini kaybetmeden mütevazı yaşamayı bilmektir. [19]
Adamey Hafiz da xekyden sürgün edilen bir ailenin ferdi olarak, 1890 yılında, Kayseri-Pınarbaşı-Uzunyayla-Alamescit Köyü’nde dünyaya geldi. Kendi babasından ve Uzunyayla’daki hocalarından aldığı eğitim, El-Ezher’e lise kısmından başlamasına yetti ve dokuz yıl içerisinde doktoraya kadar birincilikle eğitimini tamamladı. El-Ezher’de 3 yıl hocalık yaptı. Babasının ölümü sebebiyle memleketine geri dönmek zorunda kaldı([20]),([21]). Adamey Hafiz arkasından yazılı eser bırakmasa da birçok öğrenci yetiştirdi[22].
1950-60 yılları arasında Methiye Köyü’ndeki şahsının ve köyün ileri gelenlerinin finanse ettiği medresesinde öğrenciler yetiştirdi. Adamey Hafiz, sıra dışı giyim kuşamıyla görenleri şaşırtan, gelenek-din oydaşmasını Uzunyayla Çerkesleri arasında ihdas edebilen bir din âlimiydi.[23] Din âlimi olmasının yanı sıra toplum önderiydi ve xexes Çerkeslerdeki El-Ezher’de din adamı yetiştirme geleneğinin de son halkasıydı[24]. Adamey Hafiz, dînî sohbetlerinin tamamını Çerkesce yapan, okullarda ve sokakta Çerkesce konuşmanın yasak olduğu dönemlerde dahi dînî pratikleri dilsel aktivitelerle birlikte ele alarak kırsal kesimde de olsa Çerkescenin gelişimini, süreğenliğini ve genç nesillere aktarımını sağlayan önemli bir hasletin inşacısıdır.
Adamey Hafiz, estetik, güzel, iyi olan her şeye hayran, bilime, bilimsel çalışmalara ilgili ve bağnazlıktan uzak bir karakterdeydi.[25]. Halk içinde olmayı sever ve sade bir sosyal yaşamı olması yanında, teknolojiyi kullanmaya da hemen adapte olabilmekteydi[26]. Dînî konulardaki yetkinliğini başkaları üzerinde tahakküm aracı olarak asla kullanmazdı. Dînî müeyyidelerle geleneksel yaptırımları karşı karşıya getirmekten kaçınırdı. Din ile geleneğin birbirlerine alan açmalarına imkân tanırdı.[27] Özel ilgi alanı içerisinde miras ve aile hukuku yer almaktaydı.[28] Maddî olarak kendi kazandığı ile yetinen, kimseden yardım almayan, köy imamlığının sadece on yılında devletten maaş alan[29] bir şahsiyetti.
Kip Selahaddin de xekyden sürülen bir ailenin oğlu olarak 1930 yılında Kayseri-Pınarbaşı-Dikilitaş Köyü’nde dünyaya geldi. El-Ezher ekolünden gelen hocalardan aldığı klasik medrese eğitiminin yanı sıra modern anlamdaki din eğitimini sentezleyebilen Çerkes âlimlerin sonuncusudur. 5 eser yazmıştır. Kendisinden önceki Çerkes din âlimleri gibi dînî bilgi birikimi ve statüsü gereği toplum üstü bir imtiyaz oluşturma hevesinden uzak durduğu gibi her zaman geleneksel ritüeller ve pratikler içerisinde yer alarak halkla birlikte olmuştur.[30] Hatta şehirlere göçen Çerkeslerin kurduğu dernek ve STK’larda onur kurulu üyesi olarak onlara uzun yıllar önderlik etmiştir.
Kip Selahaddin her ne kadar siyaset sahnesine girmiş, Milli Görüş çizgisine yıllarca hizmet etmiş olsa da söylem ve davranışlarında, toplumsal ilişkilerinde siyaset üstü bir tutumla Adıge olarak doğduğunu, Adıge olarak yaşadığını ve Adıge olarak hayatını tamamladığını söyleyebiliriz. Onun en büyük çabası; kendisinden önceki Çerkes din âlimlerinden almış olduğu bayrağı ileriye taşımak olmuştur. Bunu da dil ve geleneğin informal bir yöntemle Uzunyayla Çerkes toplumunda canlı kalabilmesinin mücadele ve çabasında bulunarak göstermiştir.[31]
Bu çalışmada, Cevdet Said’in vefatından sonra hakkında yazılanlardan farklı bir şekilde, El-Ezher ekolünü, dinin Çerkesler için anlamını, Çerkes din adamı ve mütefekkirlerin beslendiği aura ile oluşturdukları “din adamı” tipolojisini resmetme çabasında bulunulmuştur. Okuyucusunda bir farkındalık oluşturmuşsa çalışma, amacını yerine getirmiştir denebilir. Görüldüğü üzere değişik ülke ve şehirlerde dünyaya gözünü açan, aynı eğitim kurumundan beslenen Zahid El-Kevseri, Adamey Hafiz, Selahaddin Kip ve Cevdet Said aynı izlek üzerinde “Çerkes olmaktan başka muska takmadan” düşünsel yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Onlar özlerindeki Adıge/Çerkes karakterini muhafaza ederek görevlerini icra etmişlerdir. Yaşadıkları döneme birer Çerkes olarak damgalarını vurmuşlardır. Xeky ve xexesteki mevcut ve gelecekteki Çerkeslere bıraktıkları örnekliklere ise asla paha biçilemez.
[1] Bilge, M.(2020) TDV İslam Ansiklopedisi, “Çerkezler” maddesi. Ek-1 cildi 2. basım, ss:287-290
[2] Asmaz, A. (1991). “Vezir Ferah Ali Paşa’nın Hayatı, Şahsiyeti ve Çerkesler’in Osmanlı Devleti Hizmetine Kazandırılmasındaki Faaliyetleri”. Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Zonguldak
[3] https://tr.wikipedia.org/wiki/El-Ezher_%C3%9Cniversitesi e.t.:20.02.2022
[4] Yiğit, İ.(2004) TDV İslam Ansiklopedisi, “Memlükler” maddesi, 29. cilt. ss:90-97.
[5] Uludağ, S. (1999) TDV İslam Ansiklopedisi, “İbn Haldun” maddesi. 19. Cilt. ss:538-543.
[6] Karkın,V.(2021) “1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı Sonrası Anadolu’ya Göç Eden Çerkezlerin Yerli Unsurlarla İlişkileri”.(s. 123) Artvin Çoruh Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi.
[7] ДыщэкI, М.(1984) КъежьапIэхэр. «Истоки» избранные произведения. Чэркеск. На черкесском языкэ. Пэрэиздание.
[8] Özafşar, M.E.(1989) “Muhammmed Zahid El-Kevseri’nin Hayatı, Eserleri Fikirleri ve Hadisçiliği”. ss:58-62 Ankara Ünv. SBE, Tefsir-Hadis ABD. Yayınlanmamış yüksek lisans tezi. Ankara.
[9] Adı geçen eser. ss:229-231
[10] Ünver, Z.M.(2011) “Son Dönem Bir Osmanlı Alimi M. Zahid El-Kavseri’nin Ehli Sünnet Algısı ve Mezheplere Bakışı”. ss:69 Sakarya Ünv. SBE. Yayınlanmamış yüksek lisans tezi.
[11] Okuma ve öğrenmeyla kazanılan akli ve nakli ilimler ki bunlara zahiri ilim denir
[12] Riyazet ve takva sonucu Allah’ın kuluna ihsan edeceği vehbi ilim ki buna batıni ilim denir
[13] Çayıroğlu, Y.(2008) “Zahid El-Kevseri ve Fıkıh Düşüncesi”. Marmara Ünv. SBE, Temel İslam Bilimleri ABD, İslam Hukuku BD.
[14] Sarı, M. (2020) “Muhammed Zahid El-Kevseri’nin Tasavvufi Görüşleri”. ss:115 Çukurova Ünv. SBE. Temel İslam Bilimleri ABD. Yayınlanmamış yüksek lisans tezi.
[15] Çelik, M. (2017) “Cevdet Said’de Toplumsal Değişim ve Şiddet İlişkisi”. ss:31 Sakarya Ünv. SBE. Yayınlanmamış yüksek lisans tezi.
[16] Adı geçen eser. ss:34
[17] A.g.e. ss:34-35
[18] A.g.e. ss:59
[19] A.g.e. ss:66
[20] Yüksel, H. (2014) “Uzunyayla Çerkeslerinde Din-Gelenek Oydaşmasında Adamey Hafiz Efendi’nin Rolü”. içinde Geçmişten Geleceğe Çerkesler Kültür Kimlik Ve Siyaset, ss:293-308.Ankara: KavDav Yayınları.
[21] Atik, K. (2021) “Bir Çerkes Köyü Methiye ve Adamey Hafız Efendi”. İstanbul: Apra Yayınları
[22] İstanbul Eski müftüsü Prof.Dr. Mustafa Çağrıcı, Kadıköy Eski Müftüsü Avni Şahin, Erciyes Ünv İlahiyat Fak. Emekli Öğretim üyelerinden Prof. Dr. Kemal Atik ilk akla gelenler.
[23] Yüksel(2014), a.g.e. ss:300-301
[24] Yüksel, H.(2011) “Bir Etnik Gurubun Hayatta Kalma, Süreğenliğini Sağlama Ve Kültürel Aktarım Pratikleri: 20. Yüzyılda Uzunyayla Çerkesleri Örneği”. ss:55-57 Erciyes Ünv. SBE. Sosyoloji ABD. Yayınlanmamış yüksek lisans tezi. Kayseri.
[25] Atik, a.g.e. ss:49-50
[26] Atik, a.g.e. ss:52-53
[27] Yüksel (2014).ss:300-301
[28] Atik, a.g.e. ss:52
[29] 1966 yılında çıkarılan Diyanet İşleri başkanlığı yasası gereği imamların maaşlarının devletçe ödenmesi zorunluluğu gereği, kendi vefat ettiğinde eşine bir gelir kalması için devletten maaş almayı kabul etmiştir.
[30] Yüksel, H.(2014) “Çerkes Din Adamı Ve Bir Yazar Olarak Kip Selahaddin Efendi”. İçinde III. Türkiye Lisansüstü Çalışmalar Kongresi, Bildiriler Kitabı-1 (Sosyoloji-İlahiyat-Eğitim) ss:13-23 Sakarya Ünv Basımevi:Sakarya.
[31] A.g.e ss:22-23





24. Sayı – Şubat 2022 için bir cevap yazın Cevabı iptal et