Wazba Abdulkadir yazdı

Bu yazı dergimizin 24. sayısında yayımlanmıştır.

Gupsıse dergisi henüz fikir aşamasındayken “24 sayı çıkaralım, hedefimiz bu olsun.” diyerek; bir söz vermiş 2020 yılının Şubat ayının son haftasında da ilk sayımızı bastırmıştık. İşte bugün, 2022 yılının Şubat ayının son gününde ise 24’üncü ve son sayımızı yayımlamış bulunmaktayız. Bu iki yıllık dergicilik serüvenimizde; coğrafyamız, tarihimiz ve kültürümüze dair yazılarımızın yanı sıra, edebi değer taşıyan yazılarımızla Kuzey Kafkasya literatürüne katkı sağlamayı amaçladık. Bağımsız sayfalarda yazarlarımızı serbest bıraktık; her konudan, çeşitten yazılarla dergimize renk kattık. Kapanış yazımız olan bu yazıda; şimdiye kadar yayımladıklarımıza göz gezdirecek ve Gupsıse hakkında bundan sonraki dileklerimize değineceğiz.

Birçok konuk yazar ağırladık dergimizde; Bram Alaudin ilk misafirimizdi. “Dil ve Millet” arasındaki bağlantıya parmak bastı. “Adıgabze kaybolursa Adıge kaybolur, Adıgey kaybolur.” mesajını verdi. Sonra Kutarba Pınar konuğumuz oldu. “Karadeniz’in soğuk suları üzerlerine çarşaf oldu.” dedi sürgün yolunda vefat edenler için… Temmuz 2020 sayımızda, Heymaşe Ali Nural’ı ağırladık. Sürgünden sonra yaptıklarımızı/yap(a)madıklarımızı/yapabileceklerimizi sıraladı yazısında. Kırımlı arkadaşımız Yusuf Ziya Yüksel’i de misafir ettik. Dergimiz için “Bir Varoluş Mücadelesi: Kırım” yazısını kaleme aldı. Mayıs 2021 sayımızda Şolokh Ülkü Menşure bizimleydi. “Kuzey Kafkasya Halklarının Bir Evladı Olmaktan Duyduğum Onur” yazısında “karanlıkta bile Çerkes gibi yürümenin” gerekliliğinden bahsetti. 20. sayımızda bir kez daha ağırladık kendisini; “Hala Stalin’in Rusya’sı” başlığı altında hak arayanlar için bir hapishaneye dönüşen Rusya Federasyonu hakkında yazdı. Nezer Hamit’te hep destekçimizdi bu yolda. Pşı ve Yoerkler’in Çerkes tarihindeki etkilerine değindi. Sovyet bakış açısıyla “utanç kaynağı” kabul edilen Yoerklere karşı, adil bir bakış açısı önerdi.

Kolektif sayfalarımıza bazen tüm yazarlarımız katkıda bulundu; “Kitap-Film-Müzik Önerileri” sayfamız böyleydi mesela. “Gençlik Komisyonu” başlıklı WhatsApp sohbetlerimizi ise üç yazarımız birlikte hazırladı. “Adetsiz Düğün”leri, “Sülale Adı ve Soy Adı” çıkmazını, “TRT Çerkes” meselesini, “Kahramanlarımız ve Hainlerimiz” mevzusunu ve son olarak DW Türkçe’nin yayınladığı “Çerkes Asimilasyonu” videosunu, akla gelebilecek muhtemel fikirler üzerinden tartıştık WhatsApp sohbetleri sayfasında. Siz okurlarımızdan gelenler kolektif sayfalarımızın en değerlilerini oluşturuyordu. “3 Cümleyle Sürgün” ve okur yorumlarını paylaştığımız sayfalar bunlara örnek verilebilir mesela.

Birlik ve gelecek planlarımız için olmazsa olmazlarımızdan “dil” önceliklerimizden oldu. 18’i Çerkesçe (Doğu Diyalektiği), 7’si Abazaca-Abhazca olmak üzere 25 tane dil sayfası yayımladık. Çerkesçe dil sayfalarımızı hazırlayan Halbad Feyza, Gerige Talha, Gonepş’ey Janbek, Jage Müberra’ya; Abaza dil sayfalarımızı hazırlayan Apsnyba Afy’e, Abhazca dil sayfalarımızı hazırlayan Gumzhacha Seher’e teşekkür ediyoruz.

Kendilerinden fikir edinmek istediğimiz büyüklerimizin bazılarıyla röportajlar düzenledik. Sogur Jankat, Derneğimizin başkanı Şığalığue Abdurrahman’dan başlayarak, Ankara Çerkes Derneği Başkanı Bislan Jalouqa’yla ve Amerika’ya göç eden Suriye Çerkes’lerinden Yamiz Backhaz ile röportajlarını gerçekleştirdi. Elbruz Aksoy ile “Benim Adım 1864” kitabı hakkında yaptığı röportajdan da çok keyif aldık. Diasporanın ufkunu açan Zeynel Abidin Besleney ile Gonepş’ey Janbek Kafkasya’ya, Gerige Talha diasporaya dair mülakat gerçekleştirdi. Ketse Yasin Durmaz ile “Zamanın Anlattıkları” belgeseli, adetler ve güncel sorunlarımıza dair ben bir röportaj gerçekleştirdim. Son olarak Gerige Talha, Nezer Hamit ile Çerkesçe’nin ve birçok açıdan Çerkesliğin güncel durumu hakkında bir mülakat yaptı.

Blenemıh Zeynep “Emanet” hikayesiyle başladı yazılarını dergimizde yayımlamaya. “Asilliğin saygıdan geldiğini unutma.”, “Başını dik tutan mantıklı ve yerli yerinde sergilediğin tavrındır.” cümleleriyle nasihat ediyordu Janset ikiz çocuklarına. “Kaybolduk” yazısında, “Vatansızlığı hangi oyuncağının yokluğuna benzetebilirim?” diye soruyordu sürgün yolundaki anne çocuğuna. “Anlayacaklar” hikayesinde Çerkes Hasan içinden “Beni anlayanların bilincinde, çığlıklarıyla büyüyen bir sükût hakim ama yazık ki ben, bu sessizlikte çoğunuzun çığlığını duyamıyorum.” cümlelerini geçiriyordu. “Vorşer; dostluk, hasbihal, uhuvvetmiş/ Temelinde güven oldu mu, sarsılmaz kaleymiş.” Mısraları yer alıyordu “Eskidenler” şiirinde. Şiir gibi hikayeler yazdı bağımsız sayfalarda. “Uyan(ın)!” ve “O Gemide…” hikayelerinde Doğu Türkistan ve Filistin’i hatırlattı bize. “ “Merhamet, evrensel olsa gerek.” derdim birkaç yıl öncesine kadar. Yoksa nasıl yaşar onca insan bir arada? Şahidim yaşayamıyormuş zaten.” dedi gemideki şehit. Son yazılarında; insanın anlam arayışına, insan-toplum, insan-yaratıcı ilişkisine dair yazılar kaleme aldı. “Anlamı Tamamlamak” kitabını tanıtırken son cümleleri: “Belki bu kitap, benim gibi sizin de dindarlığınızı sorguladığınız bir eser olur. Çünkü kitabın yazarı Ömer Türker’in dediği gibi: “Sınanmamış dindarlık, dindarlık değildir.” ”di. Toplum tarafından kabul görmek için düşünmek ve bireyselleşmek için yalnızlaşmanın özgürlük getirmeyeceği düşüncesini “Kolektif Özgürlük” yazısında yazdı. “Yüksüz Hamal” yazısında hayatın; hızına ve hazzına kapılıp, özünü sorgulamayan bir gencin hikayesini kaleme aldı. “Dünyamın Merkezindeyim” yazısında ise topluma bakıp kendini kaybeden adam, “Büyük utançlar onurlulara yamanıyor, kabul edilemez küstahlıklar saygılılara yakıştırılıyor, kabalıklar şefkatlilere yapılıyor…” diyordu.

Gerige Talha, araştırma yazılarıyla dergimize akademik bir üslup kattı. “Keşke diller coğrafyalarından kopmadan yaşayabilseler.” dedi Zeşo Tevfik Esenç’in anısına yazdığı yazıda. “Ötekilerin Direnişi: Martin Kochesoko” yazısında kültürüne ve diline sahip çıkmanın bedelini ödeyenler hakkında yazdı. Nisan 2021 sayısında yazdığı “16 Yıl Sonra: Nalçik Saldırısı Bize Ne Anlatıyor?” araştırmasında, Beslan okul katliamından sonra yaşatılan haksızlıklardan; saldırının Rusya’nın yaptıklarına yapay bir temel inşa etmek için kullanıldığından bahsetti. “Diaspora Nedir? Diaspora Kavramının Neresindeyiz?” başlıklı yazısında Yahudi ve Ermeni Diasporası örnekliğinde Çerkeslerin diaspora kavramının neresinde olduğunu sorguladı. Kendi tarihsel deneyimlerimizle yeni ve farklı bir diaspora sınıflandırması oluşturabileceğimizi savundu. “Dünya Çerkes Birliği(DÇB) Meselesi” makalesinde Kalmuk Yura öncülüğünce kurulan ilk yıllarında sadece Çerkeslere değil Tüm Kafkasaya’ya faydalı olan DÇB’nin zaman içerisinde nasıl çürüdüğünü, Putin aklı ve Kabardey Balkar’daki siyasi elitlerin eli ile nasıl bir kukla haline geldiğini ortaya koydu. Çocukken bir Ubıh köyünde babaannesinin yanında kalan Teoman Duralı’nın fikirlerini şekillendiren unsurlardan birisinin de Çerkeslik olduğuna değindi, “Çok Kültürlü Felsefe Doktoru: Şaban Teoman Duralı” yazısında. Teoman Duralı’nın dil, kültür, medeniyet ve felsefe hakkındaki düşüncelerini özetledi.

Wazıpha Ayşegül, kültür ve kimlik hakkındaki araştırma yazılarıyla dergimize katkıda bulundu. “Nereye Aitiz? Çerkeslerin Kimlik Algısı” yazısında Çerkes kimliğinin bir etnik kimlik olmasının yanı sıra Çerkeslik adı altında Kuzey Kafkasya halklarının ortak kültür adı olduğunu ifade etti. “Çerkeslerde Kültürel Değişim” yazısında, “Kültürel değişim doğal bir süreçtir. Önemli olan bu süreç yaşanırken kültürün özü korunarak gelecek nesillere aktarılmalıdır.” yazarak düşüncelerini belirtti.

Gonepş’ey Janbek özellikle tarih konusundaki araştırma yazılarıyla dergimize bilinç kattı. “İşgal ve Hıristiyanlaştırma Siyaseti” yazısında 21 Mayıs’tan sonra Kuzey Kafkasya’nın Hıristiyanlaştırılması için Çarlık Rusya tarafından atılan adımları tespit etti. Hıristiyanlığı seçen Kuzey Kafkasyalıların sürgünden muaf tutularak Rus yönetiminde yaşamaya devam edebildiğine değindi. Giorgio Interano’nun 15. yüzyılda yazdığı “Çerkesya Seyahatnamesi” kitabından hareketle “Çerkeslerde yüz ve onur birdir. İnsanın yüzü, onurudur. Nitekim Çerkes dilinde yüz ve onur kelimeleri sesteştir, ikisini de “nape” sözcüğü karşılar.” Cümlelerine yer verdi. 9. sayımızda yayımlanan “Geçmişten Bugüne Karabağ” yazısında M.Ö. 4000’den başlayarak Azerbeycan’ın Ermeni işgali altındaki topraklarını geri almaya başladığı 2020 yılına kadar “paylaşılamayan” coğrafyayı, Karabağ’ı yazdı. “Kıbrıs Fatihi Çerkes Memlükler” yazısında, Kıbrıs’a yapılan fetih hareketlerine ve Kıbrıs’ın II. Fatih’i Sultan Baybars’a değindi. Samipaşazade Sezai’nin “Bütün köy bir aile efradı gibi yaşıyor.” dediği Serveti Fünun dergisinde yayımlanan “Köyde İki Gice” isimli Çerkes köyü izlenimlerini kaleme aldığı yazısını ilk defa Latin harflerine çevirerek dergimizde sundu. “Tokat’ın Kafkasyalı Yerleşimleri”ni listelediği ve tarihî, mimari, yerel kültür ve el sanatları bağlamında Tokat’ı incelediği “Evdoksia, Darü’n-Nusret ve Tokat” yazılarıyla memleket sevdasını konuşturdu.

Gerige Nisanur, “Abaza ve Abhaz Oyuncakları” yazısında geleneksel oyun ve oyuncakları, 7.sayımızda yayımladığımız “Hayriye Melek Hunç” yazısıyla ise çalışkan ve üretken bir Çerkes kadınını bizlere tanıttı. Sürgünün 157. Yılında, “157 yıl matem tutmak için uzun bir süre.” diyerek akademik çalışmaların önemini vurgulamak amacıyla incelediği makaleleri özetledi.

4 yaşında komşu çocuklarla oynarken onların kendisi gibi konuşmadığını fark eden Sane Jodie, “Dil, gurbette bir vatandır.” diyerek “Suudi Arabistan’da Çerkes Bir Kız” yazısını kaleme aldı. “Diaspora” kavramını, “köklerini derinlere salan ağaçları saran ateş” metaforuyla hikâyeleştirdi. Yazılarını kilometrelerce öteden, Suudi Arabistan’dan dergimize ulaştırdı.

Derneğimizin ilk gençlik komisyonu başkanı Fıtzsa Semih, “Çınarın Tohumu” ve “İyilere” başlıklı anı yazılarıyla, derneğe ilk geldiğindeki hislerini ve iyi olmanın önemini anlattı.

Wazıpha Zeynep, psikolojiye dair yazılarıyla bağımsız sayfamıza katkı sunanlardandı. “Sürgün Psikolojisi” yazısında atalarımızın yaşadıklarının “toplumsal hafızamızda” yaşayarak, DNA’mıza kadar işlendiği tezini savundu. “Persona” yazısında “Kendisini kandıran insan özünden uzaklaşmaya başlar. Gerçek biz, maskenin arkasındaki kişiliktir.” dedi. “Şimdi ve burada olmak yerine gelecekte ve orada oluyoruz.” tespiti üzerine “Carpe Diem” yazısını kaleme aldı. 13. sayımızda yayımladığımız, “İyi Düşünürsek İyi Olur” yazısında “Kafamızdaki olumlu-olumsuz düşünceler önce duygularımızı sonra davranışlarımızı etkiler.” , “Olumsuz düşüncelerimizi içimizde kartopu gibi büyütmek yerine dışarı atmalıyız.” tavsiyelerinde bulundu.

Kendisine ait hissettiğimiz coğrafyaların yapısının bilinmesi, coğrafyanın hayatımızdaki etkisini kavranmamıza yardımcı olacaktır. Bu düşünce üzerine “Çerkeslerin Vatanı Kafkasya’nın Coğrafi Yapısı Üzerine Bir İnceleme” yaparak aramıza katıldı, Kuşha Dimaze. “Kafkasya Halklarından Olan Çerkeslerin Sosyokültürel Yapıları İçerisinde “Xabze”nin İncelenmesi” araştırma yazısında “Yazılı halde bulunmayıp belleklerde yaşayan Xabze’nin bu günlere ulaşması küçümsenemeyecek değerdedir.” sonucuna vardı. Toplumların hayatından ayrı düşünülemeyen unsurlardan olan din hakkında “Çerkeslerin Din Serüveni Üzerine” yazısını kaleme aldı. Bağımsız sayfamıza yazdığı “Mutsuz Olmak” ve “Bir Yeni Mesajınız Var” yazılarıyla da “kendilik” kavramının farkına varmanın önemini vurguladı.

Haydar Bozkurt, “Kalpak Kültürü” ve “Nalçik-Mavi Göl” yazılarıyla seyahat ettiği yerler hakkındaki gözlemlerini aktardı.

Jage Müberra, şehir hayatının akrabalık ilişkilerini zedelediği hakkındaki çevresel gözlemlerine “Hayat ve Değişim” yazısında yer verdi. “Üniversite Anısı” yazısında babasının çok küçük bir evde 5 Çerkes ile birlikte nasıl yaşadığını aktardı. Kültürel bilinç sayesinde zorluklar karşısında, güven ve mutluluk ile yaşamanın mümkün olduğunu hissettirdi.

Warsoukh Nur, “Hayat Seçimlerden İbarettir” yazısıyla katkıda bulundu dergimize. 16 yaşındaki yazarımız aramızdaki en genç arkadaşımızdı.

Aramıza en son katılan Natkho Mustafa’ydı. 23. sayımız için, “Hayaller gerçekleştirmek için değildir ki kurmak içindir.” diyen simitçi Ferhat’ın hikayesini kaleme aldı.

Naçizane biz de, dergimizin her sayısında bir yazı hazırlamaya gayret ettik.

Adlarını andığımız, anmadığımız toplamda 25 kişi dergimize katkıda bulundu. Yayın hayatımız boyunca 215 sayfa içerisinde 145 farklı konuda yazı yayımladık. Bugün Gupsıse dergisinin macerası sona ermiş bulunmaktadır. Geçmiş bir hiçe indirildiği zaman, hislerimiz haricinde bize kalan bugüne getirdiklerimiz, ürettiklerimizdir. 2 yıllık varlığı ve ondan önceki 6 aylık planlamasıyla birlikte biz bugün gönül rahatlığıyla Gupsıse’yi ürettik diyebiliyoruz. İnşallah “Gupsıse” ismini bir markaya çevirmeye, hayatımız boyunca yaşatmaya, arkamızda kendisinden yararlanılan bir ilim olarak bırakmaya niyetliyiz.

Son olarak; eğitimci-yazar Cahit Ezerbolatoğlu’na dergimizin ilk sayısından son sayısına kadar editörlüğümüzü yaptığı, daha da önemlisi bizim için bir danışman ve sorularımızın muhatabı, donanımlı bir “hocamız” olduğu için tüm arkadaşlarım adına teşekkür ediyorum.

Şuna bir yanıt: “Sonun Başlangıcı: Gupsıse”

  1. […] Sonun Başlangıcı: Gupsıse – Wazba Abdulkadir […]

    Beğen

24. Sayı – Şubat 2022 için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Popüler